Firuzan'ın "Parasız Yatılı" kitabı, hayatım boyunca
beni gizli gizli takip etti. Üniversitedeki öğrenci derneğinin kitaplığında da
vardı, babamın kırtasiye dükkânının raflarında da. Bugüne bugüne kadar hiç
elimi atıp okuyamadım. Bunda 70'li yıllar Türk edebiyatında hep bana denk gelen
karamsar havasının mı, yok kitap kapağının iticiliğinin mi etkisi var
bilemiyorum.
“Parasız
Yatılı” Füruzan’ın ilk eseri ve 1971 yılında yayınlanmış. Kitaptaki hikâyeler
1967 ile 1970 yılları arasında kaleme alınmış ve söz konusu hikâyeler
kitaplaşmadan önce farklı edebiyat dergilerinde basılmış. Kitapta toplam 12 hikâye
var. Kitaptaki ilk üç hikâye kitabın geri kalanındaki hikâyelerden farklı
karakter sergiliyor. Dördüncü hikâyeden sonra yetim kadın hikayeleri başlıyor.
Bu kadın bazen bir çocuk, bazen genç bir kız, bazen de babasını erken yaşta
kaybetmiş evli ve çocuklu bir kadın oluyor.
Bazı hikâyelerde
ise, birkaç kuşak –anneanne, anne, kız hikayeleri geçişli sahnelerle
anlatılıyor. Hikâyelerin çoğuna yoksulluk eşlik ediyor. Ya da ailelerin
yoksullaşma süreci işleniyor. Bu yoksullaşma süreci bazen Osmanlı’dan
Cumhuriyet dönemine geçiş ile, bazen bir mübadele ile, bazen İstanbul’a yaşanan
göçle yaşanıyor. Bazen ise zengin bir aile içindeki besleme bir kızın
yoksulluğuna tanıklık ediyoruz.
Hikayeler
1960’lı yılların sonu ve 1970’de kaleme alınmış ama sadece bir hikaye siyaseti
hissettiriyor. Oysa aynı Füruzan 1974’yılında 1960’ların sonunda yoğunlaşan
siyasi hayatı aktardığı “Kırk Yedi’liler” isimli romanı yayınlamıştı. “Su
Ustası Miraç” isimli hikâyede hissedilen siyaset ise sadece bir ağa çocuğunun,
annesinin sert mizacına karşın köyün emekçilerin yanında durması, okurken
gözaltına alındığına dair bir haber gelmesinden ibaret.
Hikâyeler
son derece canlı ve etkili. Bunda Füruzan’ın gözlem gücü kadar, bu gözlemleri
aktarma yeteneği de etkili. Hikâyelerde kişi tasvirleri oldukça zengin. Ama daha
zengin olan, duyguları aktarma becerisi. Elbette yetim ve öksüz çocuklar ile
yoksulluk insanların yüreklerine kolay sızan duygulardır ve insanların burnunu
kolaylıkla sızlatır. Ancak Füruzan, bu kolaycılığa kaçmamış. Yani hikâyeler
sırf yürek burkucu konularından dolayı değil, anlatımın zenginliği ve canlılığı
ile de insanın yüreğine kolaylıkla nüfuz ediyor.
Hikâyede birbirine geçiş yapan bazı hikâyeler
de var ve hikâyeler daha çok Firuzan'ın kendi hayat hikayesi olduğu izlenimi
veriyor. Özellikle bir vapur iskelesi yakınında
geçen “İskele Parkları”, “Yaz Geldi” hikâyeleri ile “Parasız Yatılı” hikâyelerinin
canlılığı, hayatın içinden kopup önümüze sahneleniyor hissine kapılmamızın
nedeni, gerçekten yaşanmış hayat kesitleri olduğunu hissettirdi bana.
Firuzan 70'li yıllar Türk kadın romancıları arasında Adalet
Ağaoğlu, Sevgi Soysal'la birlikte başı çeken isimlerden. Şu ana kadar her üç kadın yazarımızın da birer kitabını okumuş
oldum. Belki çok erken yaşta kaybetmiş olduğumuzdan mıdır, bilemiyorum, Sevgi
Soysal’ın “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti” romanının beni en çok etkileyen eser olduğunu
söylemem lazım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder