Bir meslek, erbabını ne kadar insani vasıflarından koparabilir ve yaşamın dışına iter? Her mesleğin kendine ördüğü bir kabuk vardır ama bu kabukların geçirgenlikleri, hayatla kurdukları organik bağlar değişkenlik gösterir. Kazuo Ishiguro “Günden Kalanlar” ile uşaklığın, kabuğu en sert, hayat ile organik bağı en düşük meslek olduğunu ispat ediyor bizlere. Hem de okuru bir uşağın zihnine sokup, her birimizi romanın sonuna kadar bir uşak üniforması ile dolaştırmayı sağlayacak kadar.
İtiraf etmem gerekir ki, Kazuo Ishuguro’nun varlığından,
Nobel Ödülü almasından sonra haberdar olan bir kitap okuruyum. Bu da bana okur
kalitemi ispatlayan bir gelişme oldu. Hala kat etmem gereken çok fazla yol var.
Nobel ödülleri son yıllarda çok fazla eleştiri alan ve edebi değerleri
tartışılan yazarlara ödül veren bir ödüle dönüşse de, 2017 Nobel Edebiyat Ödülü
tercihi birçok edebiyat eleştirmeni tarafından olumlu karşılandı. Genel yorum
Nobel’in yeniden iyi edebiyatı keşfettiği yönündeydi.
Kazuo Ishiguro’nun ilk okuduğum kitabı “Uzak Tepeler” oldu.
Kısa bir ve yazarın ilk romanı olmasına karşın benim için etkileyici bir kitap
olmuştu. Yazarın kitaplarından ikinci tercihim, yazarın en gözde eserlerinden
sayılan “Günden Kalanlar” oldu. Bu eser, yazarın üçüncü romanı ve 1989 yılında
yayınlanmış. Türkiye baskısı ise ilk olarak Can Yayınları tarafından 1993
yılında yapılmış ama okurlar tarafından çok ilgi çeken bir yazar olmamış ki,
2000 yılına kadar yazarın başka hiçbir kitabı Türkçeye çevrilmemiş. Bugüne
kadar Can Yayınları yazarın iki kitabını, Turkuaz Yayınları iki kitabını, Yapı
Kredi Yayınları yedi kitabını Türkçeye kazandırmış. Son yıllarda yazarın
Türkiye’deki istikrarlı yayıncısı ise Yapı Kredi Yayınları. Roman olarak tüm
eserleri Türkiye’de yayınlanmış ancak henüz yayınlanmamış üç adet öykü kitabı
mevcut.
Yapı Kredi Yayınlarının web sayfasında Ishuguro’nun
yayınlanan kitaplarının baskı sayılarına baktığımda, ülkemizde en dikkat çeken
eserinin “Beni Asla Bırakma” olduğu görülüyor. 2007 yılıda ilk basımı yapılan
kitap bugüne kadar 15. baskısını yapmış. Diğer kitapları arasında ise en fazla
baskı sayısına ulaşan 5 baskı ile “Günden Kalanlar”. Bu sayılar Nobel ödülü
öncesinde de Ishaguro’ya bir ilginin oluştuğu ve kitaplarının dikkat çektiğini
gösteriyor.
Okuduğum iki kitabı neticesinde şunu söyleyebilirim ki,
Ishaguro bu ilgiyi kesinlikle hak ediyor. Ishaguro saf ve iyi edebiyatın
temsilcilerinden birisi. Kitabı sadece heyecan, aksiyon, sürpriz son gibi
popüler kriterlerle okumayan, cümlenin ve akışın hazzını almak isteyen okurlar
için sakinleştirici niteliğinde bir yazar.
“Günden Kalanlar” bir yolculuk romanı –bir uşağın 6 günlük
izin süresince İngiltere’nin güneybatı yönüne yaptığı seyahat - gibi görünse
de, yolculuk sadece coğrafi değil, beraberinde zihinsel ve tarihi bir yolculuğu
da getiriyor. Başkarakter uşak Steven’ın zihninde, 1. Dünya savaşı sonrasından
başlayıp, 2. Dünya savaşının sonrasına kadar geçen sürede, bir Lord Malikanesi
merkezinde olduğu bir süreci takip ediyoruz. Bu sürecin içinde, uşaklık mesleğinde
kuşaktan kuşağa yaşanan değişim kadar,
İngiltere’nin 1. Dünya Savaşı sonrası yenik Almanya’ya yönelik
politikalarından, 2. Dünya Savaşı öncesi Hitler’e karşı ikircikli
politikalarına kadar dünya tekerliğinin merkezinde yaşanan değişimler de var.
Romanda 6 güne sığdırılmış 30 yılı yaşıyoruz.
Romanı özel kılan şeyin konusundan çok dili, ruhu ve konunun
işlenme şekli olduğunu düşünüyorum. Romanın aktarıcısı İngilizlerin uşak
geleneğinin saf bir temsilcisi. Ancak bu aktarım bir yazı dilinden çok bir iç
konuşma dili şeklinde. Buna karşın, mesleğin gereklerinden dolayı son derece
ciddi, kurallı ve şekilli bir dil söz konusu. Aktarım bir iç konuşma olduğu
için kendi kapalı mantığını da koruyor. Karşımızda karakterinin doğrularını,
yanlışlarını ya da bunları yapma nedenlerini söyleyen bir yazar yok. Aksine her
yaptığını kendi mantık dizgesi ile doğrulayan ve hep haklı çıkan saf bir uşakla
karşı karşıyayız. Onun zihni ile sürükleniyoruz. O, zihninde işvereni olan
Lord’u övdükçe, okur olarak bizler Lord’un iyi birisi olduğunu ve dünyaya
adalet getirmeye çalıştığını düşünürken, gittikçe aynı kişinin İngiltere’de 2.
Dünya Savaşının sonunda lekeli bir etikete sahip olduğunu
öğreniyoruz. Uşak, hizmetkârı olan Lord’un kusurlarını zihninde ne kadar
örtmeye çalışsa dahi, aynı zihin uşağın kendini doğrulama girişimlerini boşa
çıkarıp gizlenemez anıları ortaya dökmeye başlıyor.
Aynı durum, romanın genelinde, bir tül perde arkasında
gizlenen bir duygusal ilişki için de geçerli. Uşağın, 6 günlük gezi
programının, malikanede çalışan eski bir hizmetkarın yeniden malikaneye
dönmesinin amaçlandığı bir ziyareti kapsadığını da düşünürken, ziyaretin
sonunda, gizlenen ve kaybedilmiş bir aşkın peşinden gidilmiş olduğunu da fark
ediyoruz.
Romanların kalitesinin, söylediği şeyler kadar söylemeden
hissettirdiği şeylerle belirlendiğini düşünürüm. Ishaguro’nun bu eseri de bu
seviyede bir roman. Az konuşarak çok derin anlaşan iki arkadaş gibi, okuruna az
şey söylüyor ama çok şey hissettirip, anlatıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder