“Filler tepişir, çimenler ezilir”
deyiminin özetlediği bir dünyada yaşıyoruz. Dünyamızın filleri devletler,
çimenler ise insanlar. Tarih boyunca devlet ilk oluştuğu süreçten itibaren
insanın faydası dışında kendine farklı hedefler belirledi ve o hedefler insanlara
hep acı verdi. Devlet kendi başına bir organizma gibi, insanların içinden
temsilcileri bünyesine aldı. Sanki, sahip olduğu organizasyon insanların
faydasına işliyor görüntüsü oluşturdu. Ama devleti idare ettiğini zannedenler
bile onun basit bir kuklasından öteye geçemediler.
Murat Yetkin’in son kitabı
“Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı”nı okurken, her bir satırında bu fikirler
uçuştu zihnimde. Murat Yetkin kitabında işlediği 10 farklı komplo ile dünyanın gerçeklerini özetler halde gözümüzün önüne sermiş. Kitaba
daha derin girmeden önce komplo kelimesi üzerinde biraz durmak gerekiyor. Son
20-25 yılda Türkçe’de en fazla kirlenen ve yıpranan kelimelerden birisi
“komplo” kelimesi oldu. Zannedersem bunda esas etkili olan, bu kelimenin
kendinden çok, kullanıldığı isim tamlaması oldu; “komplo teorisi”. Siyasi
gündemin de etkisi ile, “Komplo teorisi” o kadar yaygın bir kullanıma sahip
oldu ki, bir süre sonra “komplo” kelimesi sanki “komplo teorisi”nin
kısaltmasına dönüştü. Oysa “komplo” ve “komplo teorisi” bambaşka anlamlara ait
iki ifadeydi. Hatta birbirinin panzehiri olduğunu söylemek bile mümkün.
“Komplo” kelimesi, basit anlamı
ile “birine ya da bir kuruluşa karşı topluca alınan, o kimseyi ya da kuruluşu
güç duruma sokacak gizli karar”. “Komplo teorisi” ise “Bir kimse, kuruluş veya
ülkeye karşı gizlice, zarar verici tuzak kurulduğu varsayımına dayanan
düşüncelerin tümü”. Yani “komplo” işin kendisi iken, “komplo teorisi” öyle bir
işin olma olasılığını dile getiren söylem oluyor. Ama gariptir artık dünyamızda
komplodan, çok komplo teorisi var. Ve “komplo teorisi” terimi o kadar
yaygınlaştı ve yıprandı ki, bu yıpranmadan “komplo” kelimesi de payını aldı.
Belki de bu yüzden Murat Yetkin kitabının ismini “Komplolar Kitabı” olarak,
değil, “Entrikalar Kitabı” olarak belirledi. Her ne kadar kitabın içinde
“komplo” kelimesi daha yaygın olarak kullanılsa da, “entrikalar” kelimesinin
kitabın ismine daha çok yakıştığını ve kitabı daha doğru ifade ettiğini
söyleyebilirim.
Murat Yetkin, “Meraklısı İçin
Entrikalar Kitabı”nda çok temiz çalışmış, komplo teorisinin son yıllarda
kirlenen sularına girmemiş. Her şeye şüphe ile bakan ama olasılıkları mantık
sırası içinde değerlendiren, kesin kanıtları da köşe başına koyan bir çalışma
sergilemiş. Merkezinde Türkiye ve yakın çevresini ele alan uluslararası belli
başlı entrikaları oldukça detaylı işlemiş. Nazi ve CIA ajanı Türk kökenli Ruzi
Nazar’ın hikâyesi ile başlayan kitap, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’na
girmesi için Ankara’da yaşanan casus savaşları, Kıbrıs’taki gizli örgüt savaşları,
Ermeni meselesinde ilk günden günümüze yaşanan derin ilişkiler, Azerbaycan’da
yaşanan komplolar, 12 Eylül süreci, IŞİD’in ortaya çıkışı ve son olarak dünya
politikasını belirleyen ekonomik komplolar ve Türkiye örnekleri ile tamamlanıyor.
Kitabı özellikli kılan, anlatılan
tüm entrikaların, genel ve yaygın kanaatler, duyumlar, söylentiler ve
tahminlerden oluşmaması. Murat Yetkin, her bir konuyu özellikle ana aktörlerin
ya da yakın tanıkların anı kitaplarından, devlet belgelerinden inceleyerek ilerliyor.
Kitapta beni en çok etkileyen komplolardan birisi CIA’nin, dünya üzerinde
gelişen sosyalist akımı bölmek üzere Rusya-Çin kutuplaşmasını körüklemiş
olması. Bunun en iyi örneği olarak, Hindistan’da, CIA Ajanları tarafından, 1960’ların
başında, seçimleri kazanma olasılığı yüksek olan Hindistan Komünist Partisinin
bazı teşkilatlarına Çin Komünist Partisinden yazılmış gibi gözüken mektuplar
göndererek partinin Moskova ve Pekinciler olarak ikiye bölünmesine yol açması.
Bu işi yapan CIA ajanının 1970’lerde yolunun Türkiye’ye düşmesi ise oldukça
ilginç.
Kitabın sonunda Murat Yetkin
ilginç bir itirafta bulunuyor. Son bölümünü oluşturan “Ekonomik Tetikçiler”
kısmında Murat Yetkin şunu söylüyor; “Yani bu mudur, böyle midir gerçekten?
diye sordum. Anlatılanlar, gençlik yıllarımda, başımızda devrim rüzgârları
eserken ODTÜ kantinlerinde, yurtlarında yaptığımız tartışmalardaki basmakalıp
‘İşte emperyalizm budur’ tezlerini, daha net ve sistematik ifadelerle
doğruluyordu.”
Her konunun bir özeti vardır ve
entrikalar, özellikle ekonomik meselelere geldiğimizde işin özeti Murat
Yetki’nin özetlediği ifadeye kadar daralabilir. Ama Murat Yetkin’in kitabının
kalan geri kalan bölümünün de ispatladığı gibi hiçbir konu bu kadar dar
kalıplarla ele alınamaz. Dünya çok karmaşık ve bu karmaşıklığın özetleyecek
basit bir formül yok. Dünyayı, gelişmeleri, karanlık ilişkileri çözmenin yolu,
Murat Yetkin’in kitabında sergilediği duru bir zihne sahip olmak. Komplo
teorilerini üretenler zihinler değil, zihnin teslim olduğu ideolojiler ve sabit
bir fikirler. Murat Yetkin’in yazdıklarının komplo teorisi olmamasının
sebepleri de bunlar.
Türkiye’nin kutuplaşmış
dünyasında Murat Yetkin’in bağımsız duruşuna tepki duyan, en azından ona
sempati duymayan çok fazla insan olduğunu biliyorum. Ama Türkiye’de toplumsal
bir uzlaşıya giden yolun, Murat Yetkin’de örneğini gördüğümüz analitik düşünce,
bağımsız bir zihinle - komplo teorilerinin ardındaki komploları görebilen
zihinle- çizilebileceğini düşünüyorum. Bu nedenle kitabı, komplo teorilerine
karşı, gerçek komploları açığa çıkaran bir filtre olarak görüyorum. Türkiye’de
bu kitabın sunduğu filtreye işlevine ihtiyaç duyan çok fazla zihin var.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder